Mustafa Kemal Atatürk Kimdir, Hayatı Ve Detaylar

Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selanik’te doğdu. Selaniğin Kocakasım Mahallesinde doğan Mustafa Kemal ileride nerelere geleceğini bilmiyordu. Şuan tüm dünya tarafından bilinen ve en büyük liderlerden biri olan Mustafa Kemal üç katlı bir evde doğmuştur. Babası Ali Rıza Efendi, annesi ise Zübeyde Hanım’dır.Baba tarafı Konya ve Aydın yöresinden alınıp Makedonya’ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerinden olmaktadır. Anne tarafı ise Selanik civarlarındaki Langaza kasabasındaki eski bir Türk ailesinin kızıdır. Mustafa Kemal’in annesi ve babası 1881 yılında evlendiler.

Öğrenim Hayatı

Mustafa Kemal’in öğrenim hayatına başlangıcı , Hafız Mehmet Efendi mektebinde başlamıştır. Babası tarafından yapılan ısrarlar sonucunda mektebini değiştirmek zorunda kalmıştır. Bu sefer ki mektebinin adı Şemsi Efendi Mektebi’dir. Mektebe başladıktan bir kaç yıl sonra babasını 1888 yılında kaybetmiştir. Babasını kaybettikden sonra dayısının çiftliği olan Rapla’ya gitti. Burada bir süre geçirdikten sonra, okulunu bitirmek için Selanik’e döndü. Bir sonraki okul hayatı Selanik Mülkiye Rüştiyesi oldu. Burada kısa süre kalan Mustafa bir sonraki okulu olarak 1893 yılında Selanik Askeri Rüştiye’sine girmiştir. Okulda en sevdiği öğretmen olan Mustafa Bey , ile isimleri aynı olduğu için Mustafa Bey tarafından ”Kemal” ismini almıştır. Böylece Mustafa Kemal ismini almıştır. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdadi’sini başarılı bir şekilde bitirmişti. Yeni öğrenim adresi İstanbul’da Harp Okulu olmuştur. Buradan 1902 yılında teğmen rütbesi ile birlikte mezun olmuştur. Harp okulunuda başarılı bir şekilde bitiren Mustafa Kemal şuan ki ismi ile üniversite manasına gelen Harp Akademisine giriş yaptı. Buradan 11 Ocak 1905 yılında yüzbaşı rütbesiyle başarılı bir şekilde ayrıldı.

Askeri Hayatı

Akademi hayatını başarılı bir şekilde tamamlayan Mustafa Kemal’in yeni adresi Şam’da bulunan 5. ordu olmuştur. 1905-1907 yılları arasında burda görev yapan Mustafa Kemal kıdemli yüzbaşı rütbesine yükseltilmiştir.19 Nisan 1909’da İstanbul’a giren Ordunun Kurmaybaşkanı olarak göreve başlamıştır. Bundan 1 yıl sonra Picardie Manevralarına katılmak için Fransaya gönderilmiştir. 1911 Yılında tekrar İstanbul’a gelen Mustafa Kemal Genel Kurmay Başkanlığında çalışmalarına başlamıştır.Aynı yıl içerisinde İtalyanların Trablusgarp’a saldırısı sonrasında , Mustafa Kemal ve birkaç arkadaşı ile birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev verildi. Tarih 22 Aralık 1911’ini gösterdiğinde Trablusgarp savaşı bitmiş Mustafa Kemal bu savaştan zafer ile ayrılmıştı.6 Mart 1912 yılında rütbesi yükseltilen Mustafa Kemal Derne Komutanlığına getirildi. Yine 1912 yılının Ekim ayında Balkan Savaşı başladı. Mustafa Kemal bu savaşa katılmak için Derneden ayrılmak zorunda kaldı. Gelibolu ve Bolayır birlikleri ile savaşa katıldı. Balkan savaşında kaybedilen Dimetoka ve Edirne’nin geri alınmasında büyük faydaları dokundu. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı.

Birinci Dünya Savaşı

Bu görevde de kısa süre kalan Mustafa Kemal’in rütbesi yine yükseltirmiştir. Bir sonraki görevi Yarbaylık olan , Mustafa Kemal Ocak 1915’te görevinin başına geçmiştir. Bu yıllarda I. Dünya Savaşı başlamış ve Osmanlı İmparatorluğu bu savaşa katılmak zorunda kalmıştır. Mustafa Kemalin yeni görevi 19. Tümeni kurmaktır. Bu tümeni kurmak için Tekirdağ’a gitmek zorunda kalmıştır. Burada 19. Tümeni kurmak için çalışmalar yürüttü. Gelibolu Yarımadasın’da düşman kuvvetlerinin yaptıkıartmaları ile Çanakkale Savaşı başlamış oldu.3. Kolordu komutanı Mehmet Esat Paşa’nın emrinde savaşmakta olan Mustafa Kemal Arıburnu’na çıkan Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu (ANZAC) güçlerini Conkbayırı’nda durdurdu. Mustafa Kemalin sürekli devam eden başarılarından dolayı 5.Ordu Komutanı olan Alman Mareşal Otto Liman von Sanders’in övgülerini kazandı. Bu sayede rübesi yeniden yükseldi. Bu sefer 1 Haziran 1915 tarihinde rütbesi Miralaylığa getirildi. İngiliz güçlerinin Ağustos ayında Suvla Körfezi’ne yaptığı ikinci çıkartmadan sonra, 8 Ağustos 1915 tarihinde Otto Liman von Sanders Anafartalar bölgesinde bulunan birliklerin komutasını Mustafa Kemal’e verdi. Sonraki iki gün içerisinde Anafartalar Zaferi kazanıldı. Bu zaferlerin ardı arkası kesilmedi. Ardından yaşanan 17 Ağustos’ta Kireçtepe zaferi ve bundan 4 gün sonra yaşanan İkinci Anafartalar zaferini kazandı. Ard arda zaferler kazanan Mustafa Kemal ülkenin gündemine oturmuştu. Gazeteler tarafından ”Anafartalar Kahramanı” olarak tanıtıldı.Çanakkale cephesinin en önemli anı Mustafa Kemal’in askerlerine verdiği ”Ben size taarruzu emretmiyorum,ölmeyi emrediyorum!” emri olmuştur. Mustafa Kemalin bu emri ile Çanakkale zaferini belirlemiştir. Bu zaferlerden sonra İtlaf devletleri tarafından ”Çanakkale Geçilmez” düşüncesine büründü.

Mustafa Kemal 14 Ocak 1916’da Gelibolu’dan Edirne’ye gönderilmiş olan 16.Kolordu Komutanlığına tayin edildi.Edirne’de 2 aylık bir süre geçiren Mustafa Kemal 16. Kolordu’nun toparlanmasına yardımcı olmuştur. 16. Kolordu’nun ikmal ve eğitimini üstlenen Mustafa Kemal bu konuda çok başarılı bir görev ortaya koymuştur. Doğu cephesinde Rus birlikleri Osmanlı 3. Ordusu’na ağır bir darbe indirmiştir. Osmanlı 3. Ordusu geri çekilmeye başlayınca ordudan kalan yerleri Ruslar işgal etmişti.Rusların işgal ettiği yerler Bitlis, Muş, Van ve Hakkâri oldu. Albay Mustafa Kemal 15 Mart tarihinde 3. Orduyu desteklemek için emrinde bulunan 16. Kolordu ile beraber Diyarbakır’a gitti. 16. Kolordu Komutanı olan Mustafa Kemal Diyarbakır’da bulunduğu vakitte rütbesi Tuğgeneralliğe yükseltildi. Tuğgeneral rütbesi ile yetinmeyen Mustafa Kemal burda Paşa ünvanını aldı.Mustafa Kemal emrinde bulunan askerlere ustaca bir taktik vererek geri çekilme komutunu verdi. Daha sonra ani bir saldırı ile Muş’u Ruslardan geri alarak Osmanlı Ordularına stratejik bir üstünlük kurdurttu.Ardı arkası kesilmeyen bu zaferlerden sonra Mustafa Kemal’e Altın Kılıç madalyası ile ödüllendirildi. Ağustos ayında ise Muş ve Bitlis Rus işgalinden tamamen kurtarıldı.

7 Mart 1917’de Karargahı Diyarbakır’da bulunan 2. Ordu Komutan Vekilliğine atantıktan sonra Hicaz Kuvve-i Seferiyesi Komutanlığına gelmesi istendi. Bu göreve gelmek istemeyen Mustafa Kemal aynı yıl içerisinde Yıldırım Orduları Grubu emrindeki 7.Ordu komutanlığına atanmayı kabul etti.Mustafa Kemal Diyabakır ilinde bulunduğu zaman ,İttihatçı fedailerden Yakup Cemil hümekete darbe yapmak istemiştir. Bunun nedeni de savaşın kaybedildiği düşüncesine kapılanların olmasıdır.Ülkenin tek kurtuluşunun Bab-ı Ali’yi (Sadrazamlar meclisi) basıp hükümeti devirmeyi planlamıştır. Eğer hükümeti devirip Başkomutan vekili ve Harbiye Nazırı’nı değiştirilir ise ülkenin durumunun düzeleceğine inanmaktaydı. Bu makamlara getirilecek kişinin Mustafa Kemal olması gerektiğini düşünmekteydi. Komployu hazırladıktan sonra Yakup Cemil’in anlaştığı bir arkadaşı Enver Paşa’ya olanları ihbar etti. Bu ihbardan sonra Enver Paşa komployu hazırlayan Yakup Cemil’i kurşuna dizerek infaz etti. Mustafa Kemal olanları duyduktan sonra Falih Rıfkı Atay’a olayları şöyle anlatmıştır. :Yakup Cemil asılmış. Sebebi de ben Başkomutan vekili ve Harbiye nazırı olmadıkça kurtuluş yoktur demiş. Dediğini yapmış bile olsaydı ben İstanbul’a gittiğimde ilk iş olarak Yakup Cemil’i cezalandırırdım. Eğer ben, o ve onun gibiler tarafından iktidara getirilecek bir adamsam, adam değilim!” demiştir.

Mustafa kemal 15 aralık 1917 ile 5 Ocak 1918’i gösterdiği zaman Veliaht Vahdettin ile birlikte Almanya’ya gitti. Almanya’da Kayzer II. Wilhelm’in Genel Karargahı ve Elsass adındaki bölgeyi ziyaret etmiştir.

1918 Yılında Viyana ve bugünkü adi ile Karlovy Vary’e giderek tedavi görmek zorunda kaldı. Sultan Mehmet Reşad’ın vefatı ile Vahdettin Mustafa Kemal’in İstanbula dönmesini istemiştir. Tarih 15 Ağustos’u gösterdiğinde 7. Ordu komutanı olarak Filistin Cephesin’de hizmet vermeye gitmiştir. 7. Ordu komutanlığına atandıktan sonra Padişahın Onursal Yaverliği unvanını aldı.Mustafa Kemal Paşa 20 Eylül 1918 yılında Padişah olan Vahdettin’in baş yeverine bir telgraf çekti. Telgrafında Yıldırım Orduları’nın savaşacak gücü olmadığını belirtti. Mustafa Kemal Paşa ayrıca bu telgrafda kendisine Harbiye nazırı ve Başkumandan Vekili olarak görevlendirilmesini istedi. Bu isteklerinin ardından 6 Ekim tarihinde 7. Ordu komutanlığından ayrıldı.

Bundan sadece 13 gün sonra Edmund Allenby komutasındaki İngiliz birlikleri, büyük bir taaruza geçerek Yıldırım Orduları’nı ağır bir yenilgiye uğrattı. Yıldırım Ordu Grubu dağılmak zorunda kalınca 1 Ekim tarihinde Şam, 24 gün sonra da Halep ingilizlerin kontrolüne geçti.Mustafa Kemal Paşa , İngiliz güçlerini , Halep’te durdurarak , güney cephesinde bir savunma hattı kurmayı başardı.

Savaşın sonlarına doğru artık sonucu neticelenmişti. Savaş İtilaf devletlerinin zaferi ile sonuçlanan savaş şimdi bir antlaşma ile bitmesi gerekiyordu.

30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi imzalandı. Antlaşmanın geçerliği bir gün sonra başladı. Mondros anlaşmasında bulunan 19. madde gereğince, Yıldırım Orduları’nın kumandanı olan Otto Liman von Sanders’ın görevden alınması gerekiyordu.Görevden alınan Otto Liman von Sanders’ın yerine Mustafa Kemal Paşa getirildi. 7 Kasım’da Yıldırım Orduları ve 7. Ordu dağıtılmak zorunda kaldı.

Ordunun görevini bırakan Mustafa Kemal Paşa Adana’dan İstanbul’a geçti. 13 Kasım 1918’de İstanbul’a gelen Mustafa Kemal Paşa Haydarpaşa Garı’ndan İstanbul’a geçtiğinde boğaza demirlenmiş İngiliz gemilerini görünce ”Geldikleri gibi giderler” sözünü söyledi.

Milli Mücadele Zamanı

Birinci Dünya Savaşı bitmiş Osmalı İmparatorluğu bu savaşı kaybetmişti. Ülkenin durumu ithilaf devletleri tarafından parçalanan bir haldeydi. 2 Şubat 1919 tarihinde Mersinli Cemal Paşa Doğuda bulunan Osmanlı Ordularını anlaşma sonucunda belirlenen koşullara uymak için Anadolu’ya gitti. İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe ve aynı rütbede bulunan Fransız Amiral Amet , 1918 yılında Osmanlı hükümetine gerekli bilgileri verdi. Verilen talimatlar doğrusunda Doğuda bulunan Türklerin silahlanıp Hristiyanları öldürdüğü söylendi ve bunlara karşı önlem alınması gerektiğinin talimatı verildi. Mustafa Kemal Paşa verlen bu talimatları uygulamak için Altı bölgeye gönderildi. Bu bölgelerde Hristiyan halkı korumak ve işgalci güçlerine karşı yapılan ufak türdeki isyanları bastırmak için görevlendirilmiştir. Halk bu durumda hoşnutsuzdu. Mustafa Kemal Paşa’yı bu halde görenlerin şu sözleri söylemiştir. ”Paşa Paşa, şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin, bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir, tarihe geçmiştir. Bunları unutun, asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa Paşa, devleti kurtarabilirsin!” Mustafa Kemal Paşa bu sözlerden etkilenmiştir. 19 Mayıs 1919’da bir kaç arkadaşıyla beraber Samsun’a çıktı.

Mondros Anlaşması’dan sonra Anadolu artık bunu kaldıramıyacağını anlamıştı. Milisler her yerden akın akın geliyor halk artık örgütlenmeye başlamıştı. Mustafa Kemal Paşa kendisinin görev yeri Adana’dan ayrılmadan ilk örgütlenmeye burdan katılmıştır.Tarihler 22 Haziran’ı gösterdiğinde Rauf Bey , Kazım Karabekir Paşa, Refet Bey ve Ali Fuat Paşa ile birlikte Amasya bildirgesini yayımladı. Bu bildirgede Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını ilan etti. Amasya’dan sonra Kazım Karabekir Paşa tarafından Erzurumda toplanan Doğu illeri Müdafaa-i Hukuk Kongresine bir diğer adı ile Erzurum Kongresine katıldı.Bu kongrede yapılan ısrarlar sonucunda Mustafa Kemal Paşa Osmanlı ordusundan istifa etmek zorunda kaldı. Erzurum Kongresinde kongre başkanı olarak seçildi. 4-11 Eylül tarihinde Sivas Kongresinde alınan kararları uygulamak için bir Temsil Heyeti oluşturulmuştu. Erzurum kongresindeki gibi bu temsil heyetinin başına Mustafa Kemal Paşa seçildi. 27 Aralık 1919’da Ankaraya geçti. Ankarada büyük bir coşku ile karşılanan Mustafa Kemal Paşa’yı halk bağrına basmıştı.Bu dönemde halkın düşüncesi Amerikan Mandası’na geçme eğilimindeydi. Amerikanın Aralık 1919 ‘da yaptığı teklife göre geniş bir Ermenistan ülkesi yanında bir Türk devleti kurulmasıydı. Osmanlı Mebusan Meclisi’nin işgalci güçler tarafından basılması ve önde gelen vatansever mebusların (milletvekili) tutuklanmasından sonra 23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması sağlandı. Erzurum mebusu olarak Meclis ve Hükumet Başkanı seçildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bir kurucu meclis gibi çalışarak Milli Mücadele’yi yürütecek olan Anadolu hükümetinin altyapısını kurdu.

Tam anlamıyla bir denetimde bulunmayan milisler düzenlenerek bir ordu oluşturuldu. Milli Mücadele’nin en sert çarpışmaları düzenli orduya katılmayan Kuva-yi Milliye grupları ile verildi. İngiltere başbakanı Lloyd George’un isteğine göre Yunanistan büyümeli ve İngilterenin menfaatine çalışmalıydı. Yunanistan boğazları Avrupa için her daim açık tutmalı ve en önemlisi Akdeniz’de İngiltere çıkarları için çalışmalıydı. Eğer İngiltere’nin çıkarları için uygun davranmaz ise İngiliz donanması tarafından cezalandırılacaktı. İtilaf devletlerinin planına göre Anadolu’yu kontrol etmesi için Yunan ordusu kullanıldı. İtalyanlar ise Yunanların bu işten daha karlı çıktığını düşünmekteydi. Fransızlar halinden memnun bir şekilde Suriye topraklarını yeterli olacağı düşüncesindeydi. Yunan ordusu altında ağır darbeler alan düzenli ordu Mustafa Kemal Paşa’nın usta savaş taktiklerine ihtiyacı vardı. Mustafa Kemal eğer yunan ordusunu yenerse , Türkiyeyi kurtarmış olacaktı. 6 Ocak 1921 tarihinde Bursa’dan Eskişehir’e ve Uşak’tan Afyon’a doğru iki kol halinde saldırıya geçen Yunan Ordusu, 9 Ocak’ta İnönü mevzilerine kadar saldırısını sürdürdü.Ancak Türk Ordusu’nun sert savunmasına maruz kalınca daha fazla ilerleye miyeceklerini anladılar. Yunan Ordusu 11 Ocak 1921 şafağı İnönü mevzisinden geriye çekilmek zorunda kaldı. Birinci İnönü Savaşı düzenli ordunun kazandığı ilk zafer olarak tarihe geçti. İlk zaferini kazanan Türk Ordusu, Kuva-yi Milliye’den daha fazla kişi katılması ile güçlerini arttırdı. Bu yaşananlardan sonra halkın düzenli orduya karşı olan güveni bir hayli arttı. Bu başarıların yaşanmasından sonra dünyanın dikkati çekilmiş; Londra’ya bir heyet gönderilmesi istenmiştir. Bu heyette sadece Osmanlı Devleti’nin katılması değil Ankara Hükümetininde temsilcilerinin bulunması istenmiştir. Bu da artık Ankara Hükümeti’nin dünya tarafından tanıldığı anlamına gelmekteydi.

Birinci İnönü zaferinden sonra İtilaf Devletleri Sevr Antlaşması’nda Türklerin yararına bir değişiklik yapılmasına karar verildi. Londra’ya gönderilen heyet bir konferansa görüşmek için çağırıldı. Fakat konferans da türklerin yararına bir sonuç çıkmadı. Bunun üzerine Milli Mücadele devam etmiştir. Yunan Ordusu , Londra Konferansı sonuçlanmadan , Anadolu’da yeni bir saldırı için planlar yapmaya başlamıştır. 23 Mart 1921 gün şafak vaktinde 3. Yunan Kolordusu Batı Cephesinden, 1. Yunan Kolordusu da Güney Cephesinden bir saldırı düzenledi. Böylece İkinci İnönü Muharebesi başlamıştır. Bu muharebe kesin bir Türk zaferi ile sonuçlandı.Türk Ordusunun bu zaferlerini gören Fransızlar ve İtalyanlar askerlerini geri çekmeye başladı. Fransızlar Zonguldak’tan İtalyanlar da Güney Anadolu bölgesinden geri çekildi.

İnönü Savaşları’nda savunma taktiği uygulayan Türk Ordusu,Dumlupınar ve Aslıhanlar çarpışmalarından sonra saldırı gücüne hala ulaşamadığını gördü. Yunanlılar bu güce ulaşamayan Türk Ordusunu görünce planlarını hızlandırıp Ankara’ya bir an evvel ulaşmayı planladı. Takviye güç alan Yunan Ordusu Türk mevzilerine daha fazla yüklenmeye başladı. Yunan Ordusu 10 Temmuz 1921 tarihinde saldırıya geçti ve bu saldırılar 10 gün boyunca aralıksız devam etti. Türk Ordusu bu saldırılar karşısında iyice zayıfladı ve geri çekilmek zorunda kaldı. Mustafa Kemal Paşa Türk Ordusu’nun Sakarya Irmağı’nın doğusuna kadar çekilmesini emretti. Bu hamle ile birlikte zaman kazanmak istiyordu. Bu savaşlar sonunda Eskişehir , Afyon gibi büyük şehirler Yunan Ordusunun kontrolüne geçti. Yaşanan bu olaylardan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisinde büyük bir moral bozukluğu oluştu. Meclis de sert tartışmalar ve kavgalar yaşandı. Yunan Ordusunun bu muazzam gücüne rağmen, Türk Ordusu hala ayaktaydı. Bu yaşanan kayıplara rağmen Türk Ordusu Sakarya’nın Doğusuna çekildi.

Kütahya-Eskişehir Savaşlarından sonra Mustafa Kemal Paşaya tepkiler artmaya başladı. Bu muhalefet kesiminin amacı Mustafa Kemal Paşa’ya baskı yapıp Ankara yönetiminden uzaklaşmasını sağlamaktı. Bunun nedeni de Mustafa Kemal’den kalan koltuğa Enver Paşa’yı getirmek istemeleriydi. Sonuç olarak Mustafa Kemal Paşa ordunun başına tekrar Başkomutan sıfatı ile geçti. Fakat Paşa’nın bir isteği vardı buda Ordu ve Meclisin tüm yetkisinin 3 aylığına kendisinde toplanmasıydı. Bu durum muhalefet kesiminin planlarını bozmuştu. 5 Ağustos 1921 günü oyların büyük kısmını alarak çıkarılan yasa ile Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Türk Ordusu’nun Başkomutanlığı’nı getirildi. Başkomutanlığa geçmesinden sonra yayınladığı Tekalif-i Milliye Emirleri ile orduyu güçlenmeyi amaç edindi. 12 Ağustos’ta Orduyu teftiş ederken attan düşüp kaburga kemiğini kırdı. 23 Ağustos ile 13 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan Sakarya Meydan Muharrebesi’nde Yunan Ordusunun savaş gücünün tükendiğini fark etti. Mustafa Kemal’in emirleri ile Türk Ordusu aniden bir saldırıya geçti ve Yunan Ordusu’nu gerilemek zorunda bıraktı. Sakarya Nehri’nin doğu tarafından sürülen Yunan Ordusu bir ezimete uğradı. Yaşanan bu zaferden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal Paşa’yı oy birliği ile Mareşal rütbesine terfi ettirdi. Bunun ardından Gazi unvanı da verildi.

Sakarya Meydan Muharrebesi’nin ardından 13 Ekim 1921’de Ankara Hükümeti ile Güney Kafkas Cumhuriyeti arasında Kars Antlaşması imzalandı. Bu TBMM tarafından yapılan ilk antlaşma oldu. Bu antlaşma ile beraber Türkiye’nin doğu bölgesi sınırları güvenlik altına alındı. Fransa ile Türkiye Büyük Millet Meclisi arasında Ankara Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmadan sonra Fransa Hükümeti resmen TBMM’yi tanımış ve Hatay ile İskenderun dışında Türkiye haritası belirlendi. Sıra İtalyanlara geldiğinde ise ,aldıkları bölgeleri elinde tutamayacaklarını anlayıp Güney Ege ve Akdeniz bölgelerinden çekilmek zorunda kaldılar. Sakarya Meydan Muharebesi ardından İngiltere’de Ankara Hükümetini tanıdı ve 23 Ekim 1921 yılında esir düşenleri serbest bırakmak iin bir antlaşma yaptı. 26-30 Ağustos 1922 sabahında yapılan Büyük Taarruz, Kurtuluş savaşının kaderi olmuştur. 30 Ağustos günü Başkomutanlık Meydan Muharebesi bir günde Yunan Ordusunun tamamına yakını yok edildi.

Türk Ordusu yapılan bu taarruzlardan sonra 2 Eylül’de Uşak’ı Yunanlardan kurtardı. Burda yapılan savaşlardan sonra Yunan Başkomutanı General Nikolaos Trikupis tutsak düştü. 9 Eylül’de Türk Atlıları İzmir’e girdi. İzmir kurtarıldıktan sonra, geriye tek bir sorun kalmıştı. İstanbul ve boğazların işgali nasıl bitecekti. Türk Ordusu derhal kuvvetlerini Çanakkale’ye yönlendirdi. Amerika Birleşik Devletleri’nin yardımı ve başarılı politika uygulanarak baskılarla boğazları da geri aldık.

Barış Zamanı

Kurtuluş savaşının bitimi ile Lozan Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşma ile Sevr’in hükmü kalkmış Türkiye Cumhuriyeti resmen Lozan Antlaşması ile kurulmuştur. Bu gelişmelerden sonra ”Cumhuriyet İlanı” ile işi tamamen çözmek isteyen Gazi Mustafa Kemal 28 Ekim 1923 gecesi İsmet Paşa ve bir kaç arkadaşını daha çağırıp ”Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz” diyerek kararını açıkladı.

Cumhurbaşkanlığı

Cumhuriyet ilanı sonrasında cumhurbaşkanlığı seçiminde 158 milletvekilinin oyları ile Gazi Mustafa Kemal ilk cumhurbaşkanı seçildi. 1924 Anayasası gereği bu seçimden üç defa daha Mustafa Kemal tekrar Cumhurbaşkan seçildi.

TBMM’de 3 mart 1924’te Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabul edilerek, medreseler kapatılarak bütün okullar Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır. Aynı gün halifelik kaldırılmış ve Osmanlı hanedanı üyeleri vatandaşlıktan muaf edilerek yurt dışına sürülmüşlerdir. 25 kasım 1925’te Şapka Kanunu kabul edilmiştir. Bu kanunla bütün halk ve memurlar şapka giyme mecburiyeti getirildi. 30 kasım 1925’te zaviyeler, tekkeler ve türbeler kapatılması kabul edildi ve 13 aralıkta yürürlüğe girdi.

O dönemde kullanılan takvim, saat ve ölçüler Avrupa’dakilerden değişik olduğundan ticari, sosyal ve resmi ilişkileri zorlaştırıyordu. 26 aralık 1925’te çıkarılan kanun ile Rumi ve Hicri takvimler yerine Miladi Takvim kabul edildi. Ayrıca alaturka saat yerine çağdaş dünyanın kullanmış olduğu saat sistemi örnek alındı. Gün 24 saate bölünerek hayat düzenlendi.

1928 senesinde milletlerarası rakamlar kabul edildi. 1931 senesinde endaze, okka ve arşın gibi ölçül birimleri kaldırılarak yerine uzunluk ölçüsü olarak metre ağırlık, ağırlık ölçüsü olarak ise kilo kabul edildi. 1935 senesinde çıkarılan kanun ile cuma günü olan tatil yerine cumartesi öğleden sonra olmak üzere ve pazar günü hafta tatili olarak belirlendi. 17 şubat 1926 yılında İsviçre Medeni Kanunu’ndan tercüme edilip oluşturulan Medeni Kanun kabul edilip 4 ekim günü yürürlüğe girdi. Bu kadınla tek kadınla evlilik, resmi nikah ve miras konusunda eşitlik sağlanmıştır. 1 kasım 1928’de İtalyan Zanerdelli kanunu örnek alınıp 765 sayılı Türk Ceza Kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilip yürürlüğe girdi. 1 kasım 1928’de TBMM yeni Türk harflerinin kabulüne ilişkin kanunu kabul etti. 1930 yılında yerel ve 1934 yılında ise genel seçimlerde kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı. 12 temmuz 1932 senesinde Türk Dili Tetkik Cemiyeti kurulmuş 1936 yılında da Türk Dil Kurumu olarak adı değiştirildi. 21 haziran 1934 yılında çıkarılan Soyadı Kanunu ile her Türk halkı kendisinden başka ailesiyle ortak kullanacağı bir soy isim kullanmaya başladı. 24 kasım 1934 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Mustafa Kemal’e ATATÜRK soy ismi verildi.

Cumhuriyetin ilanından sonra Rauf Bey, Kazım Karabekir Paşa, Refet Paşa ve Ali Fuat Paşa muhalefete geçerek Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurdular. 1925 yılında da kapatıldı. Eski ittihatçlar iktidara gelebilmek için Mustafa Kemal’i öldürme kararı verdiler ve suikast planları yapmaya başladılar. Atatürk’ün 16 haziran 1926 yılında İzmir’e geleceği gün suikast yapmaya karar verdiler. Fakat suikast planlayanlardan Sarı Efe Edip’in İstanbul’a gitmesi ve Atatürk’ün bir gün gecikmesiyle motorcu Şevki İzmir Valisine giderek Mustafa Kemal’e ihbar mektubu yazdı. İzmir’de kurulan İstiklal Mahkemeleri’nde 13 kişi idam edildi.

İstiklal Mahkemeleri Ankara’ya taşındı. Eski Maliye Nazırı Cavit Bey, eski Ardahan milletvekili Hilmi, Doktor Nâzım, İttihat ve Terakki Partisi’nin sorumlu sekreterlerinden olan Nail Bey idama, bazı ittihatçılar da on sene hapse mahkul edildi. 1927’de kabul edilen tüzük ile Atatürk partinin değişmez genel başkanı ilan edildi ve milletvekili adaylarını seçme yetkisi kendisine tanındı. 15-20 ekim 1927 senesinde Ankara’da toplanan CHF ikinci kurultayında Nutuk’u okudu. Kurtuluş Savaşı’nın Gazi’nin bakış açısı ile anlatımını içermekte olan Nutuk, Türkiye Cumhuriyeti’nin Milli Mücadele’ye ilişkin resmi görüşünün esasını oluşturur. Atatürk 1927 senesinde askerlikten Mareşal rütbesi ile emekli oldu.

10 nisan 1928 yılında anayasa değişikliği ile 26. maddeden dini hükümlerin yerine getirilmesi sözü çıkartılmıştır. Ayrıca milletvekili ve cumurbaşkanı yeminlerinden vallahi kelimesi çıkartılmıştır. Cumhuriyet Halk Partisinin 1931 senesindeki programında laiklik partinin, ana unsurlarından kabul edilmiştir. 12 Ağuston 1930 yılında İsmet Paşa hükumete alternatif sunmak için çok partili demokratik hayata kavuşabilmek için Fethi Bey’e Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı kurdurttu. Fakat gericilerin partiyi kullanma korkusu ve partinin hedef olarak Atatürk’ü almasından dolayı 17 kasım 1930 yılında partiyi feshetti.

23 aralık günü Menemen’de şeriat isteyen gericiler eyleme geçerek belediye binasının önüne kadar yürümüşlerdir. Bu grubu dağıtmak için yedek subay Mustafa Fehmi Kubilay emrindeki müfreze bölgeye gönderildi. Eylemciler tarafından açılan ateş ile Kubilay yaralanmış ve bir caminin avlusuna koşmaya başlamışlardır. Avluda Kubilay’ı vurup başını kesmişlerdir. Olaydan bir gün sonra sıkıyönetim ilan edildi ve yapılan yargılamalarda 32 kişi idama 73 kişi de hapis cezasına çarptırıldı.

Atatürk dış politikada dinamik ve gözü pek olup maceracı bir tavır takınmamıştır. Atatürk Türkçülük, İslamcılık ve Turancılık akımlarının zararlı yönlerine karşı Misak-ı Milli ile çizmiş olan sınırlar içerisinde kalınmasını benimsemiştir. 24 temmuz 1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması’nı Atatürk tarafından dış politikada belirleyici unsur olarak tutmuş ve bu antlaşmada çizilen Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları büyük ölçüde belirleyici olarak belirlenmiş ve ekonomi açısından Lozan’ın kaldırdığı kapitülasyonlara taviz vermemiştir. Atatürk’ün kararlı mizacının ve sağlam kişiliğinin damgasını vurduğu ve bütünüyle milli karakter taşıyan dış politika uygulamaları günümüzde örnek alınması gereken birçok temel niteliğe sahiptir.

Lozan Antlaşması esnasında Türkiye ile Irak sınırı çizilmemiştir. Musul ve Kerkük bölgesinin zengin petrol yataklarına sahip olması İngiltere başta olmak üzere çoğu ülkenin dikkatini çekmişti. Bu bölge Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalandığı sıralarda İngiltere tarafından işgal edildi. Musul nüfusunun genelinin Türk olması nedeniyle Misak-ı Milli dahilindeydi. Fakat İngilizler bu bölgeyi bırakmayı düşünmüyorlardı. Lozan Barış Antlaşması’nda bu konuyla ilgili sonuca varılmamış ve bu sorunu daha sonra Türkiye ile İngiltere’nin kendi aralarında çözülmesine karar verilmiştir. 1924 senesinde toplanan Milletler Cemiyeti Türkiye ile Irak sınırını çizerek Musul’u Irak tarafında bırakmıştır. 13 Şubat 1925 yılında Şeyh Sait İsyanı çıkmıştır. 15 nisan’da bastırılan ayaklanma İngilizlerin işine yaramıştır. Kurtuluş Savaşı’dan çıkan Türk ordusu yıpranmış ve bu bölge üzerinde askeri harekat yapma imkanı ortadan kalkmıştır. 5 haziran 1926 yılında İngilizlerle imzalanan Ankara Antlaşması ile bazı maddi çıkarlar karşılığında Milletler Cemiyeti tarafından çizilen sınır kabul edildi.

Türk ve Yunan yakınlaşması için Yunan başkanı Türkiye’ye davet edilerek Milli Mücadele’nin düşmanı Yunanistan ile barışın temeli atıldı. 1923 senesinde Lozan Antlaşması’na ek protokol uyarınca Türkiye’de bulunan Rumların Yunanistan’a ve Yunanistan’daki Türk halkının da Türkiye’ye zorunlu göçüne karar verilmiştir. 1930 yılındaki İnönü-Venizelos sözleşmesine kadar zorunlu göç uygulaması devam etti.

9 şubat 1934 yılında Atina şehrinde Türkiye, Romanya, Yunanistan ve Yugoslavya arasından Balkan Anlaşma Yasası imzalanmıştır. Almanya’da Nazi Partisi’nin başa gelmesi, İtalya’nın Akdeniz ve Balkanlar’da genişleme çabası ve diğer Avrupa devletlerinin silahlanma yarışına girmeleri dünya barışını tehdit etmeye başladı. Bu gelişmelerin ardından Balkan devletleri arasında bir yakınlaşma söz konusu oldu. 14 eylül 1933 yılında Ankara’da Yunanlılarla İçten Anlaşma yasası imzalanırken, 17 ekim 1933 yılında da yine Ankara’da Türkiye ile Romanya arasında Saldırmazlık,Uzlaştırma, Dostluk ve Hakemlik Antlaşması imzalandı. Ayrıca 27 kasım 1933 yılında Belgrad şehrinde Türkiye ile Yugoslavya Saldırmazlık, Hakemlik, Dostluk, Yargısal Çözüm ve Uzlaştırma Anlaşması imzalandı.

Lozan Konferansı’nda İtilaf Devletleri ile Türkiye arasında Boğazlar rejimi ile ilgili Boğazlar Sözleşmesi imzalanmıştır. Bu sözleşme ile savaş ve barış döneminde ticaret ve savaş gemilerinin Boğazlardan geçmesi serbet oldu. ikinci Dünya Savaşı’nın yaklaşması ile birlikte Avrupa’da birden çok siyasi değişiklikler oldu. Boğazların saldırıya karşı korunmasını üstlenen devletlerden İtalya Habeşistan’a saldırdı. Japonya ise kendi kararı ile Milletler Cemiyet’inden ayrıldı. Dünya barışının sağlanması için toplanan konferanslar sonuçsuz kalmış ve tüm devletler silahlanmaya başlamıştır.

Siyasi ortamın bozulduğu kanısına varan Atatürk, Boğazlar meselesini kesin bir çözüme ulaştırmak için Milletler Cemiyeti’ne başvurarak Lozan Antlaşması’ndaki Boğazlar hükümlerinin değiştirilmesini talep etmiştir. Bunun üzerine 20 temmuz 1936’da toplanan konferansta Montreux Boğazlar sözleşmesi imzalandı. Sözleşmelerin ana maddeleri ise söyledir:

-Boğazlar kayıtsız şartsız Türk hakimiyetine bırakılacaktır
-Barış zamanında bütün ticaret gemileri geçebilecek fakat asker ve sivil hava kuvvetlerinin geçmesine izin verilmeyecektir.
-Savaş zamanı Türkiye savaşın dışında kalıp tarafsız olursa ticaret gemileri geçebilecektir.
-Barış zamanı denizaltı gemileri müstesna olmak koşulu ile savaş gemileri on beş gün önceden Türkiye’ye haber verecek ve gidecekleri yeri, ismi, tip ve adet sayısını bildirecek ve kesinlikle uçak kullanmamak şartı ile Boğazlardan geçebilecekleridir.
-Eğer Türkiye savaşa girmiş ise yalnızca tarafsız devletlerin gemileri düşmana hiçbir yardımda bulunmamak şartı ile gündüzleri serbestçe geçebileceklerdir.

Montreux Sözleşmesi’nin 1956 yılında süresi dolduğu halde iptal isteği hiçbir ülke tarafından gelmediği için halen yürürlüktedir.

Özel Hayatı

Atatürk’ün doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor. Kendisi de doğum tarihini bilmemektedir. Gregoryer takvimi 26 Aralık 1925 yılından sonra Türkiye’de kullanılmaya başlandığı için doğum tarihi konusundaki karışıklık Osmanlı döneminde kullanılmakta olan iki takvimden doğmuştur. O dönemde kullanılan Rumi takvim ve Hicri takvimin ortak yönleri Atatürk’ün doğum yılı olarak 1926’nın yanında Hicri ve Rumi olduğu belirtilmesidir.Gregoryen takviminde ay ve yıla bağlı olarak 1980 be ya 1981 senelerinden hangisine denk geldiğinin kesin olarak bulunmasını zor hale sokmuştur. Yapılan araştırmalar sonucu Zübeyde Hanımın Selanik’teki komşuları ile konuşulmuş fakat hepsi çelişkili cevaplar vermiştir. Şişli Atatürk Müzesi’nde sergilenmekte olan Atatürk’ün son nüfus cüzdanının üzerinde 1881 yılı yazmaktadır.

Atatürk; Islahhane Caddesi, Koca Kasım Paşa Mahallesi Selanik Osmanlı devleti’nde bugün müze olan 3 katlı 3 odalı ve pembe boyaya boyanmış evde doğdu. Ancak Atatürk’ün üvey kız kardeşi Ruhiye Hanım’ın torununun söylediklerine göre Atatürk’ün doğduğu ev olarak biline ev Selanik Konsolosluğu binası Atatürk’ün doğduğu ev değildir. O evin Zübeyde Hanım’ın ikinci kocası Ragıp Bey’in evi olduğu iddia edilmektedir.

Mustafa’ya Kemal isminin neden verildiği konusunda çeşitli iddialar ortaya atılmaktadır. Afet İnan’ın iddiasına göre bu ismi ona matematik öğretmeni Mustafa Efendi’nin Kemal isminin anlamında da olduğu gibi onun mükemmel ve olgun olduğunu düşündüğünü için söylediğiydi. Ali Fuat Cebesoy ise bu adı matematik öğretmeninin onu kendisiyle aynı adı taşıdığı için Kemal adını verdiğidir. Atatürk’ün biyografisini yazan bir yazara göre ise Mustafa’nın bu ismi Namık Kemal’in adından Kemal bulunduğu gerekçesiyle kendisi koyduğunu iddia etmiştir. TBMM tarafından çıkartılan 24 kasım 1934 tarihli soyadı kanunu ile ona Türklerin Atası anlamına gelen ATATÜRK soyadı verilmiştir. 2587 sayılı kanun gereği ATATÜRK soyadı veya öz adı başka kimse tarafından alınamaz ve kullanılamaz.

Atatürk kitap okumayı, dans etmeyi, ata binmeyi, müzik dinlemeyi ve yüzmeyi severdi. Bilardo ve Tavla oynamak hoşuna giderdi. Zeybek oyunlarına, Rumeli türkülerine ve güreşe ilgi duyardı. Sakarya adında bir atı ve Foks adında bir de köpeği vardı. Çankaya Köşkü’nde sık sık devlet adamlarını, bilim adamlarını,sanatçıların ve dostlarının davet edildiği ve ülke sorunlarının da konuşulmakta olduğu akşam yemekleri verilirdi. Temiz ve düzenli giyinmeye aşırı derecede önem verirdi. Özellikle doğayı çok severdi. Atatürk Orman Çiftliği’ne giderek modern tarıma geçiş amacı ile yürütülen çalışmalara bizzat katılırdı. Almancayı ve Fransızcayı çok iyi biliyordu.

Milli Mücadele döneminde Atatürk, Ankara İstasyon Binasında ve eski Çankaya Köşkü’nde annesi Zübeyde Hanım’ın ikini eşi olan Ragıp Bey’in yeğeni Fikriye Hanım ile birlikte yaşamaktadır. Verem hastalığına kapılan Fikriye hanımın tedavi olabilmesi için Almanya’ya gittikten sonra 29 ocak 1923 tarihinde İzmir’in sayılı zenginlerinden sayılan Uşakizade Muammer Bey’in kızı olan Latife Hanım ile evlendi. Atatürk’e aşık olan Fikriye Hanım, bu haberi duyar duymaz Türkiye’ye dönerek ilk iş olarak köşke gitmiştir. Ancak Latife Hanım onun geldiğini gördüğünde Atatürk’e haber vermeden onu köşkten yaka paça dışarı attırır. Bunun üzerine Fikriye Hanım’ın köşk’ünde tabancası ile kendini intihar ettiği söylenmektedir. Latife Hanım ile kavga eden Atatürk Erzurum’dan İsmet Bey’e telgraf çekerek boşanacağını bildirdi. Ancak yaverleri aracılığı ile boşanmaktan vazgeçer ve bu evlilik 5 Ağustos 1925 yılına kadar devam eder.

Ölümü

Atatürk’ün 1937 yılından itibaren sağlık durumu bozulmaya başladı. 1938 senesinin başlarında siroz teşhisi konuldu. Avrupa’dan getirilen yabancı doktorların ve Türk doktorların tedavileri sonuç vermedi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ATATÜRK 10 kasım 1938 Perşembe günü sabah saat 09.05’te İstanbul Dolmabahçe Sarayı’nda vefat etti. Cenazesi büyük bir tören ile Ankara’ya uğurlandı. Atatürk 21 kasım 1938 günü Ankara’da yapılan büyük bir tören ile Ankara Etnografya Müzesindeki geçici kabrine konuldu. 15 sene sonra kendisi için yapılan Anıtkabir’deki ebedi istirahatgahında toprağa verildi. Vasiyetinde varlığını Türk Dil Kurumu’na, Türk Tarih Kurumu’na ve Cumhuriyet Halk Fıkrası’na bıraktı. Ayrıca Makbule Atadan’ın Çankaya’da oturmasını ister iken Sabiha Gökçen için ev ve para verilmesini istedi. İsmet İnönü’nün çocuklarına yurt dışı eğitim yardımında bulundu. Vefatı sonrasında Türk halkı büyük hüsrana uğradı. Cenazesine yüz binlerce insan katıldı. Ölümü dünya basınında da büyük yankı buldu.